« Önceki |

6/11/2006

Siyasetin şairi Karaoğlan...

Siyasetin şairi Karaoğlan...
Bülent Ecevit; şair dürüst siyaset adamı gazeteci... İşte yükselişi zirveye çıkışı, çöküşü ve yeniden dirilişi

06.11.2006 03:20

MUSTAFA BÜLENT ECEVİT


Roşan KARAKAŞ

Doğum yeri: İstanbul

Doğum tarihi: 28 Mayıs 1925

Annesi: Ressam Nazlı Ecevit

Babası: Kastamonu Eski Milletvekili Dr. Fahri Ecevit

EĞİTİM HAYATI:

1936-1938 Ankara Erkek Lisesi
1938-1946 İstanbul Robert Koleji
1944-1946 Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü

EVLİLİK:

1946 yılında, aynı okuldan sınıf arkadaşı Rahşan Ecevit (Aral) ile evlendi.

ÇALIŞMA HAYATI:

1944: Üniversiteye devam ederken bir yandan da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'nde İngilizce çevirmeni olarak çalışma yaşamına girdi.

1946: Evlendiği yıl okulu yarım bırakarak Londra Basın Ateşeliği'nde görev aldı.

1950: Ankara'ya dönerek Ulus Gazetesi'nde sanat eleştirmenliği, fıkra yazarlığı ve çevirmenlik yaptı.

1952: Ulus Gazetesi kapanınca 'Yeni Ulus' ve Halkçı gazetelerinde yazmayı sürdürdü.

1954: ABD'ye giderek 3 ay Winston Salem Journal gazetesinde çalıştı.

1957: Rockefeller bursuyla ikinci kez Amerika'ya gitti. Harvard Üniversitesi'nde 8 ay Ortadoğu tarihi ve sosyal psikoloji üzerine çalıştı ve aynı yıl yurda döndü.

POLİTİKA HAYATI:

1957: İlk kez Ankara Milletvekili olarak Meclis'e girdi. 2,3,4,5 ve 19. dönemde Zonguldak, 11. dönemde Ankara Milletvekili olarak parlamentoda görev yaptı.

1961: Çalışma Bakanı oldu

1966:
CHP'de başlayan Demokratik Sol Harekete önderlik etti ve CHP Genel Sekreterliği'ne seçildi.

1971: Partisinin askeri yönetim tarafından oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak genel sekreterlikten istifa etti.

1972: 14 Mayıs'taki kurultayda İnönü'nün karşısına aday olarak çıktı ve CHP Genel Başkanlığı'na seçildi.

1973: Genel seçimlerden sonra hükümeti kurmakla görevlendirildi. Milli Selamet Partisi ile koalisyon hükümeti kurarak 1974 yılında Başbakanlık koltuğuna oturdu. Başbakanlık döneminde Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirdi.

1974-1977: İki parti arasında pürüzler çıktı. Ecevit yeni bir hükümet kuramadı ve siyasi hayatına ana muhalefet partisi lideri olarak devam etti. 1977 yılındaki genel seçimlerden sonra yine hükümeti kurmakla görevlendirildi. Azınlık hükümeti kurdu ancak güvenoyu alamadı.

1978-1979: AP, MSP ve MHP'den oluşan Cephe Hükümeti'nin gensoru ile düşürülmesinden sonra Ecevit bu kez Bağımsızlar ve DP ile ortaklık hükümeti kurdu ancak milletvekili ara seçimlerinde önemli oranda oy kaybına uğrayınca istifa etti.

1980- 1987: 12 Eylül askeri müdahalesiyle milletvekilliği sona erdi ve gözaltına alındı. Süleyman Demirel'le birlikte bir süre Hamzakoy'da kaldı. 1982 yılında yabancı basın-yayın organlarına verdiği demeçler yüzünden iki kez tutuklandı. 82 Anayasası 'yla 10 yıl siyaset yasağı getirildiği için 1983 yılında yerine eşi Rahşan Ecevit DSP Genel Başkanı oldu.

DSP:

1987: Siyaset yasağı kalkınca DSP'nin Genel Başkanlı görevini devraldı. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde DSP barajı aşamadı ve milletvekili çıkaramadı. Ecevit DSP Genel Başkanlığı'ndan ve politikadan çekildiğini açıkladı.

1989: Yeniden partisinin başına geçti.

1991-1997: Genel seçimlerde DSP'nin yüzde 11 oy alarak 7 milletvekili kazanmasıyla 11 yıl aradan sonra yeniden Meclis'e girdi. 1995 seçimlerinde partisi bu kez 75 milletvekili ile Meclis'te yerini aldı.

1997- 1999: Ecevit, Necmettin Erbakan'ın 1997 yılında istifa etmesi üzerine hükümeti kurmakla görevlendirilen Mesut Yılmaz'la ANASOL-D hükümetinde Başbakan yardımcılığı yaptı. Koalisyon CHP'nin verdiği gensoruyla 1998 yılında düşürülünce dönemin Cumhurbaşkanı Demirel hükümeti kurma görevini Ecevit'e verdi. Ecevit azınlık hükümeti konusunda DYP'den destek alamayınca görevi iade etti. Hükümeti kurma görevi bu kez Muğla Bağımsız Milletvekili, Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez'e veriliyordu ki Çiller "Ecevit'in vereceği azınlık hükümetine destek verceğini açıkladı. Ecevit, 11 Ocak 1999'da Türkiye Cumhuriyeti'nin 56. hükümetini kurdu.

1999-2002: 18 Nisan 1999'da yapılan erken genel seçimler sonucu oluşturulan DSP-MHP-ANAP'ın oluşurduğu 57. Hükümette de 5. kez başbakanlık görevini üstlendi.

5/11/2006

Einstein: Dünyanın en büyük lideri Atatürk

Einstein: Dünyanın en büyük lideri Atatürk


Prof. Dr. Münir Ülgür'ün, Prof. Dr. Kerim Erim ve Dr. Adıvar'dan sonra, Einstein ile görüşme yapmış olan üçüncü bilim insanımız olduğu ortaya çıktı.



İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Emekli Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Münir Ülgür ile 9 Ekim 2006 günü Fenerbahçe’deki evinde EMO (Elektrik Mühendisleri Odası)’dan Muhittin Karahan ile birlikte bir görüşme yaptık.

Bu görüşmenin konusu, Sayın Ülgür’ün Bilimsel ve Mesleki yaşam öyküsünü kendisiden dinlemek ve bazı bilimsel ve tarihsel konularda görüşlerini almaktı.

Prof. Dr. Ülgür’ün bu görüşmemiz sırsında söylediklerinin tümü, EMO İstanbul Şubesi’nin yayınları arasında çıkacak. Bu görüşmemizde üzerinde konuşulan konuların en ilginçlerinden biri, Sayın Ülgür’ün Einstein ile yaptığı görüşmeydi.

Böylece Prof. Dr. Münir Ülgür’ün, Prof Dr. Kerim Erim ve Dr. Adnan Adıvar’dan sonra, Einstein ile görüşme yapmış olan üçüncü bilim insanımız olduğu ortaya çıkıyordu.

Prof. Dr. Münir Ülgür, Einstein ile yaptığı görüşme konusunda şunları söyledi:

YIL 1948

“İTÜ tarafından General Electric’te eğitim çalışması yapmak üzere 1948’de ABD’ye gönderildim. Beni General Electic seçti. Çok zor kabuldü. Seçim için ABD’den profesör gelmiş, beni imtihan ederek ve sonra da benimle bir mülakat yaparak karar vermişti.

“ABD’de 2.5 sene kaldım. Philadelphia’da çalışıyordum ve Einstein’ın da Princeton Üniversitesi’nde olduğunu biliyordum. Einstein ile görüşmeyi istiyordum ama bunun gerçekleşebileceğine de çok ihtimal vermiyordum.

“1949 yılında bir gün üniversitedeki sekreterine telefon ettim ve görüşmek istediğimi bildirdim. Hiç beklemediğim bir şekilde hemen cevap geldi ve Einstein’ın beni beklediği bildirildi.

“Eşim ve ben o zaman 2.5-3 yaşında olan kızımla birlikte Einstein’ın Üniversitesindeki ofisine gittik. Bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı ve bizimle yakından ilgilendi.
Küçük kızımı dizine oturttu.ve piyano çaldı. Onu fevkalade mütevazı bir insan olarak gördük

“Bizi hemen kabul etmesinin nedeni, benim Atatürk’ün bir evladı olmamdı. Konuşmalarımız sırasında Atatürk’ü kastederek ‘Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz’ dedi. 1933 Üniversite Reformu sırasında Atatürk’ün kendisinin de Türkiye’ye gelmesini istediğini söyledi ve “Arkadaşlarım hep oradaydı ama burada imkanlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim” dedi.

İzafiyet teorisi üzerinde konuşurken bize bilim adamının adını vererek, “Planetaryum’da şu gün şu saatte onun izafiyet teorisi üzerine konuşması olacak. O benden daha önemli bir iş yapmıştır, bu teoriyi çok anlaşılır bir şekle sokmuştur” dedi ve “size iki bilet veriyorum” diyerek o toplantının giriş davetiyelerini sundu.
Bizi de sorduğu ve memleketimize iyi şeyler götürmemizi tavsiye ettiği bu görüşmeden yaklaşık yarım saatin sonunda ayrıldık.”

Prof. Dr. Münir Ülgür Kimdir?

24 Aralık 1917’de doğdu. İstanbul erkek Lisesi’nin fen bölümünden birincilikle mezun oldu. Parasız yatılı sınavını kazanarak Yüksek Mühendis Mektebi (bugünkü İTÜ)’nin Elektrik Bölümüne girdi. 1941’de bu bölümden mezun oldu. Elektrik Fakültesi’nin kurucusu Prof. Dr. Burhaneddin Sezerar’ın asistanı oldu.

1946 yılında doçent oldu. 1948’de General Electric’te Eğitim çalışması (training) yapmak üzere İTÜ tarafından ABD’ye gönderildi. 2.5 yıl ABD’de kaldı. Yurda dönüşünden sonra 1951’de profesör oldu ve 1952 yılında da İTÜ Elektrik Fakültesi dekanlığına seçildi. 1985 yılında emekli oldu.

Münir Ülgür, ülkemizde ve İTÜ Elektrik Fakültesi’nde otomatik kontrol disiplinini yaratmış ve bu disiplinin kürsüsünü kurmuş ve yıllarca bu konuda eğitim vermiş ve laboratuar çalışmalarını yönetmiştir. Ayrıca otomatik kontrol laboratuarını fakültede kuran da odur.

Onun açtığı servomekanizm dersi, MIT ve Stanford Üniversitesi’nden sonra dünyada üçüncü olarak açılmıştır.

Bu anlamda elektrik teorisi ve endüstrisinin daha sonraki yıllardaki gelişimine en büyük etkide bulunmuş bilim insanlarımızdan biridir. O ayrıca Elektrik Fakültesi dekanlığı döneminde fakültenin bir bölümü olarak ülkemizin ilk meteoroloji mühendisliği bölümünü kurmuştur.

Einstein: Atatürk’ten büyüğü yok
Atatürk’ten büyüğü yok

Emekli öğretim üyesi Profesör Münir Ülgür, 1949’da ünlü bilim adamı Einstein ile ABD’de yaptığı görüşmeyi Cumhuriyet Bilim’e anlattı. Einstein, Ülgür’e Atatürk’ü kastederek "Dünyanın en büyük liderine sahipsiniz. Üniversite reformu sırasında beni de ülkenize davet etmişti" demiş.

İSTANBUL Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) elektrik-elektronik bölümü emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Münir Ülgür, ünlü bilim adamı Albert Einstein ile yaptığı bir görüşmede, Einstein’ın Atatürk’ten Türkiye’ye gelmesi için davet aldığını öğrendiğini söyledi. Prof. Dr. Kerim Erim ve Prof. Dr. Adnan Adıvar’dan sonra Einstein’la görüşen 3. Türk bilim adamı olan Ülgür, olayı Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknoloji Dergisi’ne şöyle anlattı:

TÜRKİYE’YE ÇAĞIRDI

"ABD Philadelphia’da çalıştığım dönemde Einstein’ın da Princeton Üniversitesi’nde olduğunu biliyordum. 1949’da bir gün üniversitedeki sekreterine telefon ettim ve görüşme isteğimi bildirdim. Hiç beklemediğim bir şekilde, hemen kabul ettiler. Bizi hemen kabul etmesinin sebebi, benim Atatürk’ün evladı olmamdı. Konuşmalarımız sırasında da Atatürk’ü kastederek, ’Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz’ dedi. 1933 Üniversite Reformu sırasında Atatürk’ün kendisinin de Türkiye’ye gelmesini istediğini söyledi ve ’Arkadaşlarım hep oradaydı ama burada imkanlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim’ dedi. Yaklaşık yarım saat konuştuktan sonra, bize memleketimize iyi şeyler götürmemizi tavsiye etti ve ayrıldık."

42 YABANCI PROFESÖR

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, o dönem başlattığı üniversite reformuyla, dünyanın dört bir yanında ülkeye bilim adamlarını davet etmiş, İstanbul Darülfünun’u kaldırarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’ni kurmuştu. Türkiye’ye "üniversite" sözünü kazandıran Atatürk, bu reformla, Türkiye’de birçok tarihçinin de kabul ettiği gibi yaklaşık 15 yıl sürecek altın bir çağı başlatmıştı. O yıl Almanya’da iktidarı ele geçiren Adolf Hitler’in Nazi rejiminden kaçan Alman bilim adamları ise reformun en önemli aktörleri olmuşlardı. 1933’te 42 yabancı profesör, Türkiye’de çeşitli üniversitelerde işe başlamıştı. Almanya’da Yahudi öğretim üyelerinin üniversitelerden atılacağını öğrenen Einstein ise o sırada misafir öğretim üyesi olarak bulunduğu Amerika’daki Princeton Üniversitesi’nde kalmayı tercih etmişti

29/10/2006

ESKİ BİR BİLMECE: ZEKA

ESKİ BİR BİLMECE: ZEKA
Zeka Nedir? Zeka Testleri Neyi Ölçüyor?

Zeka nedir?
"Zeka", kişinin zihinsel becerileri ve bilgi dağarcığını öğrenmek, problem çözmek ya da toplumda değer gören sonuçlara ulaşmak için kullanabilmesi olarak tanımlanıyor.

Zeka testi nedir?
Kişilerin zihinsel becerilerini ölçebilmek ve onları zihinsel beceri konusunda diğer insanlarla karşılaştırabilmek amacıyla geliştirilen ölçümlerdir.

* Zekaya ilişkin öne sürülen ilk fikirler ve kişilerarası zihinsel becerileri karşılaştırabilme motivasyonu tarih öncesinde 2200'lü yıllara dek uzanıyor. Bu tarihlerde, Çinli hükümdarların hizmetçi alımlarında geniş çaplı yetenek testleri uygulattıkları biliniyor.

19. yy. sonlarına doğru.
19.yy.ın sonlarına doğruysa günümüz zeka testlerinin temelleri atılmaya başlanıyor. O yıllarda Francis Galton kişilerin zeka kapasitelerini duyumsal ayrım yapabilme yetileri ve motor koordinasyonlarıyla ölçmeye çalışıyor. Her ne kadar öne sürdüğü yetiler zekayı ayırt eden ölçümler olmasa da, bireysel psikolojiye yol açtığı ve zekayı onunla ilişkilendirilen etmenler üzerinden nesnel olarak betimlemeye çalıştığı için tarihte önemli bir yeri var.


Alfred Binet

Francis Galton

Alfred Binet :
Francis Galton'dan hemen sonra Alfred Binet ve arkadaşları günümüzde en sık kullanılan zeka ölçümlerinin ilk ipuçlarını vermeye başlıyor. Her ne kadar temel amaçları çocuklara zihinsel gerilik tanısı koyabilmek olsa da, geliştirdikleri ölçümler genel hatlarıyla günümüz zeka testlerinin de ilham noktası. Binet, Galton'dan farklı olarak zekanın kişinin bellek, yargı ve anlama gibi karmaşık alanlardaki performansına dayalı olduğunu düşünüyor.

Zeka Yaşı:
Bu kavram ilk olarak çocukların zihinsel gelişimine atfen 1908 yılında Binet ve Simon tarafından ortaya konuluyor. Zeka yaşı, testte çocuğun hangi yaşa aralığına giren skoru aldığına göre belirleniyor. Örneğin, 5 yaşındaki bir çocuğun zeka testindeki performansı yüksekse, zeka yaşının daha yüksek olduğu söylenebiliyor.

IQ

IQ: Kişilerarası karşılaştırma yapabilmeye olanak sağlayan zihinsel işleyiş skoru.
Terman, 1916 yılında Binet Zeka Testi'ni tekrar gözden geçirerek Stanford-Binet Testi'ni geliştiriyor. IQ ise işte o testte kişinin zihinsel yaşının kronolojik yani biyolojik yaşına bölümünün 100 ile çarpımı.

IQ = (Zihinsel Yaş / Kronolojik Yaş) x 100
Haliyle ortalama bir zekaya sahip kişinin zihinsel ve kronolojik yaşı aynı olacağından skoru 100 olarak öngörülüyor.
! IQ ya da Stanford-Binet testinin geliştirilme amacı okul performansını ölçebilmekti. Oysa ki ne yazık ki bu skor bugün, hayatın diğer alanlarında da kişinin başarılarının büyük bir göstergesiymiş gibi ele alınıyor.

Wechsler Zeka Testleri

Yetişkin ve çocuklar için ayrı uyarlamaları olan Wechsler Zeka Testleri, gerek sözel gerekse dil dışındaki zihinsel yetenekler ölçmeyi hedefleyen pek çok alt testten meydana geliyor.

Zeka testlerinde ortaya çıkabilecek en büyük sorun dil sorunu. Kültürden kültüre uyarlama gerektiren bu testler
ana dilde alınmadıkça düşük skor verebiliyor.

Sözel Alt Testler
Dilin de sembollerden (harfler) meydana geldiğini düşünecek olursak sembolik düşünce ve dil becerilerini
ölçen bu testlerde genel bilgi dağarcığı, aritmetik yetenekler, kısa süreli hafızada sayı tutabilip onlarla işlem
yapabilme ve sözcük bilgisi sınanıyor.

Sözel Olmayan Performans Alt Testleri
Resim düzenleme (sırası karıştırılmış karikatür parçalarını sıraya koyma) ve resim tamamlama (bir resimdeki
eksik elemanları bulma) becerileri sınanıyor.

Genel bir IQ skorundan ziyade Wechsler Zeka Testleri 14 farklı alt test için ayrı skorlar belirliyor. Ek olarak
kişinin sözel ve performans IQ skorlarını veriyor.
Testin en son revizyonuna göz atacak olursak:
* Sözel anlama (kişi dille ne kadar iyi düşünebiliyor)
* Algısal düzenleme (kişi görsel figürlerle ne kadar iyi düşünebiliyor)
* Kısa süreli bellek ve
* İşlem hızı da ölçülüyor.

Wechsler Zeka Testinde Kullanılan Soruların Benzer Örnekleri

Sözel Alt Testler

Anlama: "İşleyen demir ışıldar." sözü ne anlama geliyor?
Aritmetik: Bir çocuk 1 km. yolu 10 dakikada koşuyorsa, bir dakikada yolun ne kadarını koşar?
Benzerlikler: "Yavaş" ve "Hızlı" sözcüklerindeki ilişki/ benzerlik nedir?
Rakam Sayma: Okunan sayıları geriden başa doğru tekrarlayınız:
"8-4-2-1-9".

Performans Alt Testleri
Resim Tamamlama: Verilen resimlerdeki eksikliklerin ne kadar zamanda ve ne kadar doğrulukla bulunduğunu ölçüyor.

Küp Dizaynı: Kırmızı ve beyaz şekillerin benzerlerine kadar çabuk ve doğru bir şekilde yapılıyor, bu beceriyi ölçüyor.

Resim Düzenleme: Herhangi bir hikayeyle bağıntılandırılan resimler dizisinin ne kadar çabuk ve doğru bir şekilde sıralandığına bakıyor.

IQ skorlarının toplumdaki çan eğrisi dağılımı:
100 skoru ve çevresindeki kişi sayısı oldukça fazlayken bu skorun yukarısı ve aşağısındaki değerler daha seyrek görülüyor.

IQ testlerine güvenebilir miyiz?

Geçerlilik: Bir test için geçerli diyebilmemiz için ölçmeye çalıştığı konuyu gerçekten ölçebiliyor olması gerekiyor. Peki zeka testleri kişinin zekasını gerçekten de ölçebiliyor mu?

Yapılan çalışmalara göre IQ skoru ve okul başarısı birbiriyle oldukça büyük korelasyon içerisinde.
IQ skoru yüksek kişiler okulda da daha başarılı oluyorlar !!!


Güvenilirlik: Bir test için güvenilir diyebilmemiz için testi aynı kişiye farklı zamanlarda uyguladığımızda aynı sonuçları alabilmemiz gerekiyor. Yapılan çalışmalara göre ilk testten üç yıl sonra uygulanan Wechsler'de çocuklar yine ilk skorlarına yakın skorlar alıyor. Sonuç olarak, amaç okul başarısını ölçmekse Wechsler Zeka Testi hem geçerli hem de güvenilir bir test.

29/10/2006

DEPRESYON: ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK

DEPRESYON: ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK

 

Depresyon, yaşadığımız ve engelleyemediğimiz olumsuz deneyimler sonrasında, yaşamdan aldığımız zevkin azalarak geleceğe dair umutlarımızın tükendiği ve yaşamdan beklentilerimizin kalmadığı bir nokta.

 

Öğrenilmiş Çaresizlik Kuramı 1970'lerde yaptığı öğrenme deneyleri sonucunda Martin Seligman tarafından ortaya atıldıktan sonra bugün de halen depresyon modellerinde büyük rol alıyor. İlk önce, davranış laboratuarının kapısını aralayarak deneyin orijinaline bir göz atalım isterseniz. Seligman, deneyinin ilk yarısında denek olarak kullandığı köpekleri sürekli ama kısa aralıklarla şiddetli elektrik şoklarına maruz bırakıyor. Laboratuardaki köpekler, maruz kaldıkları ve daha da önemlisi engelleyemedikleri bu ceza karşısında çaresizlik geliştiriyorlar. Daha sonraysa, deneyin ikinci ayağına oluşturan klasik kaçınma eğitimine geçiliyor. Normal şartlar altında, bu eğitim sırasında kutucuklardan birinin zeminine uygulanan elektrik şoku zil, ya da bir ışık kaynağıyla beraber koşullandırılarak hayvanın diğer kutucuğa zıplaması ve elektrik şokundan kaçınması öğretiliyor. Ancak Seligman'ın köpekleri, ilk etapta şoku engelleyemeyeceklerini öğrenerek çaresizlik geliştirdiğinden, ikinci aşamada düzenek zıplayarak karşı tarafa geçebilmelerine ve şoktan kurtulabilmelerine el vermesine rağmen kontrol grubundan farklı olarak bu davranışı geliştirmeyi öğrenemiyorlar. Diğer bir deyişle, çaresizlik, kaçınma davranışını inhibe ediyor.

Şekilde gördüğümüz bu sevimli köpek, henüz çaresizlik geliştirmemiş olacak, zili gördüğünde kutunun diğer tarafına zıplayarak A tarafındaki zeminden gelecek elektrik şokunu engelliyor.

Şimdi isterseniz, bu çalışmanın depresyon modellerine yansıyan karşılıklarını irdeleyelim. Sürekli ve şiddetli elektrik şoklarını hayatımızdaki stres unsurları olarak düşünebiliriz. Okul ya da iş ortamındaki olaylar, sosyal çevreyle yaşadığımız çeşitli sorunlar bizleri sürekli olarak sıkıntı ve üzüntüye sokabiliyor. Tüm bunlar birikim yaparak depresyon belirtilerini tetikliyor.

Günlük hayatımızda karşılaştığımız pek çok sorun bizleri sürekli olarak sıkıntı ve üzüntüye sokabiliyor.

 

Başlarda sıkıntılara karşı koymaya çalışsak da, birikim yapmaya devam ettikçe çaresiz olduğumuza ve onları engelleyemeyeceğimize inanmaya başlıyoruz. Kontrolsüzlük hissi hayattaki hemen hemen tüm aktivitelere karşı ilgimizi kaybetmemize ve onlardan aldığımız zevki azaltmaya başlıyor. Öğrenilmiş çaresizlik çalışmalarında hayvanlar travmatik durumlarda hayatlarını bile yitirebiliyorlar. Araştırmacılar, depresyon sırasındaki ölüm ve intihar düşünceleriyle laboratuarlardan çıkan bu sonuçlar arasında da ilgileşim kuruyorlar. Diğer bir deyişle depresyon, öğrenilmiş bir çaresizlik olarak da tanımlanabiliyor.


29/10/2006

PSİKOLOJİ NEDİR?

PSİKOLOJİ NEDİR?

TANIMI VE BİLİM OLARAK PSİKOLOJİNİN DOĞUŞU

PSİKO + LOJİ = PSİKOLOJİ
(psyche) (logos)
Psikolojiye dair ilk izler başta Aristo olmak üzere eski Yunan filozoflarının yaşamın doğası'na dair bıraktıkları yazılara dayanıyor.
Aristo'nun psyche yani psiko kavramıyla hayatın özüne gönderme yapmasından sonra terim Yunanca'ya zihin anlamında kazandırılıyor. Psikoloji kavramı ise, işte bu psiko terimiyle, Yunanca'da bilim anlamına gelen loji teriminin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Yani ZİHİN BİLİM!

GÜNÜMÜZDE PSİKOLOJİ

Bugünse, psikoloji davranış ve zihinsel işleyişlerin bilimi olarak tanımlanıyor.

Öyleyse, bu tanımdan da anlaşılabileceği üzere psikoloji tanımında üç anahtarımız var:
1.) bilim
2.) davranış
3.) zihinsel işleyişler

DAVRANIŞ NEDİR?

Davranış, bir kişinin dışarıdaki diğer insanlarca da doğrudan doğruya gözlemlenebilecek tüm eylemlerini tanımlıyor.
Örneğin;
*Yürümesi
*Konuşması
*Yüz ifadeleri

ZİHİNSEL İŞLEYİŞLER NEDİR?

Zihinsel işleyişlerse, diğerlerince doğrudan doğruya gözlemlenemeyecek kişiye özel düşünce, duygu, hırs ve güdüleri kapsıyor.
Zihinsel işleyişler kişiye özel ve diğerlerince gözlemlenemez olduklarından, psikologların izledikleri bir yol da kişinin topluluk içindeki davranışlarını gözlemleyerek, onun zihinsel işleyişleri hakkında yorumlarda bulunmak oluyor.

 

PSİKOLOJİNİN BİR BİLİM DALI OLARAK ORTAYA ÇIKIŞI

Psikolojinin, ayrı bir bilim dalı olarak ortaya çıkışı, Wilhelm Wundt'un Almanya'da, 1879 yılında ilk psikoloji laboratuarını kurmasıyla gerçekleşiyor.
Ancak tabii ki psikoloji biliminin ilk yıllarında ona yaşam veren ve oldukça büyük katkılarda bulunan pek çok psikoloğu da es geçmemek gerek!
Psikoloji biliminin en önemli sorusunun ne olduğunu soracak olursanız, her birinin vereceği yanıt farklı olacaktır.


BİLİNÇLİ DENEYİMİN DOĞASI

1.) Yapısalcılık (W.Wundt & E. Titchener)
Hayatımızda deneyimlediğimiz herşey, onu meydana getiren küçük, temel öğelerden oluşur.
Örneğin; bir elma dışarıdan bakıldığında yalnızca bir elma gibi görünüyor olabilir!
Peki ağzınıza alıp onu tatmanızı istesem?
* tatlı
* belki biraz mayhoş
* sulu
İşte zihnimizin yapısını anlayabilmemiz için de böylesi bir analize ihtiyacımız var, yapısalcıların adını koydukları bu yöntem: iç gözlem!

2.) Geştalt psikolojisi (M. Wertheimer)
Farkındalığın doğası, yapısalcı bakış açısıyla yorumlanmamalıdır. Çünkü insan bilinci bir bütündür ve parçalara ayrılamaz.
Bütün, onu oluşturan parçalardan farklıdır!Örneğin yandaki çizgilerin organizasyonuna baktığımızda, çizgilerin değişmediğini ancak farklı anlamlar ifade ettiklerini görüyoruz. (Birbirine bakan iki yüz ya da vazo)

BİLİNÇLİ DENEYİMİN İŞLEVLERİ

Birçok erken dönem psikolog bilinçli deneyimin doğasını tartışıyorken, bir grup psikologsa bilinçli deneyimlerimizin işlevlerinin neler olabileceğine dair çalışmalar yapıyorlardı.

İşlevselcilik (W.James)

19.yy.da ortaya çıkan bu ekol, bilinç durumumuzun yararlı işlevlerine vurgu yapıyor.
Yararlı işlevlerden bahsediyorsak, akla ilk gelen tabii ki evrim! İşlevselciliğin odaklandığı konularsa:
* bilinç farkındalığı
* istemli eylemler (özgür irade)
* alışkanlıklar
* duygular

William James'in Akıntı Metaforu
"su molekülleri"
İşlevselcilik ekolünün kurucusu William James insan zihnini bir akıntıya benzetiyor:
"Eğer ki yapısalcılar gibi akıntının içindeki su zerreciklerine odaklanırsanız, bütünün güzelliğini tamamıyla kaybedersiniz! Yalnızca su moleküllerini inceleyerek balıklara barınak sağlayan dinamikleri nasıl anlayabilirsiniz, söyler misiniz?" İşte zihni anlamak da, zihnin yapısını anlamaktan daha farklı anlamlara geliyor. Önemli olan zihnin işlevleri.

Günümüz Bilişsel Psikolojisi
Günümüzde psikologlar zihnin işlevlerinden değil de, zihinsel işleyişlerden bahsediyorlar.
Biliş, içine algı, inanç, düşünce, hatırlama, bilme, karar verme ve bunun gibi pek çok kavramı alan tüm zihinsel işleyişleri kapsıyor.
Günümüz bilişsel psikolojisini ise içine Geştalt psikolojisi ve yapısalcılığın da bir miktar katıldığı modern bir işlevselcilik olarak
tanımlayabiliriz.

PSİKOMETRİK

Psikometrik Çalışma Nedir?
1890 yılında Paris Eğitim Bakanlığı'nın larşılaştığı bir sorun, A.Binet ve arkadaşlarını, tarihteki ilk zeka testinin temellerini atmaya itti. Bakanlık, zeka seviyesi farklı çocuklara farklı bir eğitim programı sunmayı amaçlıyordu

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı